12 Aralık 2015 Cumartesi

Konya

         
           Konya... ah konya... hala aklımda Fırın kebabı, Bamya çorbası, Tirit kebabı.. keşke dönmeden önce birkez daha yeseydim dediğim şeyler :)

            Şimdi efendim, taa aylar öncesinden Şeb-i Arus törenlerine denk gelecek şekilde alınmış uçak biletimizle düştük yollara.. Fakat tabi insan bileti alırken her şeyi çok güzel planlayamıyor. Tamam Şeb-i Arus da semazen gösterisini izleyeceğiz, tamam Konya'nın meşhur yemeklerini yiyeceğiz ve tabi ki Mevlana ve Şems Tebriz'i türbelerini gezeceğiz diye ben Cuma akşamı gidiş, Pazar öğlen dönüş almışım :( Ama şimdiki aklım olsa Cumartesi sabah gidiş, Cumartesi akşam en kötü pazar öğlen dönüş alırdım. Çünkü 1 günde zaten hepsini yapıyorsun. Konya ayrıca çok çabuk uyuyan bir şehirmiş, akşam 9 da abartmıyorum yemek yiyecek yer bulamadık. Hepsi 4-5 gibi kapatıyorlar, sadece bir yer 9 a kadar açıkmış tabi yoğunluktan elinde malzeme kalırsa.. Ne ilginç dimi? Ama öyle.. günlük olarak et alıp, bitince dükkanı kapatıyorlar adamlar..

            Bir kere Konya'daki insanları ben çok sevdim. Çok misafirperverler.. Maddiyata pek önem vermiyor gibiler, zaten aksi olsa 4-5 gibi dükkanları kapatırlar mı? Başka şehirde olsa daha çok satalım, daha çok kazanalım düşüncesi olur, hele ki Şeb-i Arus da. Her dükkan (yada bizim gittiğimiz dükkanlar diyelim) kendi uzman olduğu şeyleri yapıp servis ediyor, sonra başka nerde ne yemeliyiz deyince rakiplerinin yol tariflerini ve usta oldukları menüyü söylüyorlar.. Mevlana'ya yakışır olmuş bu davranışlar.. Oradaki insanlar hakkında çok güzel şeylerle karşılaştık, o nedenle bunları düşünüyorum  ama o konulara sonradan değineyim :)

            Öncelikle kızım doğduğundan beri ilk defa onsuz bir kaçamak yapacağımız için biraz güzel bir otel seçeyim istedim ve Rixos Konya'nın booking üzerinden güzel puan aldığını görüp, orada 2 gecelik yer ayırttım geceliği 62 Euro ya. Ama sonrasında iptal etme şansım da vardı.. yani daha uygun ve güzel bir yer bulsaydım. Daha önce gitmiş arkadaşıma sordum ama onun kaldığı yerler normalin 3 katı fiyat verdiler, meğerse 7-17 Aralık Şeb-i Arus törenlerinde böyle olurmuş. Hatta yerde bulmak oldukça zormuş. O yüzden rezervasyonuma hiç müdahale etmedim ki zaten gittiğimiz tarihte günlüğünü sorduğumda 112 Euro dediler. Gerçekten güzel bir otel ama her ne kadar Mevlana Üniversitesinin yanı başında olsa da, havaalanına ulaşımı biraz meşakkatli.. Tabi otelin ücretli transfer aracını yada taksiyi saymazsak. (Taksi ücretleri orada oldukça pahalı bu arada. Yani havaalanı merkez arası 17 km filandı ama 70 TL tutar dediler. Ee aracın günlüğü zaten 70 TL) Bizde bu nedenle önce 1 günlük araç kiraladık havaalanından. Otelin önünde tramvay var  ve o tramvay tüm merkezleri gezmenizi sağlıyor ama havaalanı için taksi dışında sadece nerdeyse 2 saatte bir kalkan HAVAŞ (10TL) şansınız var, oda otelin yakınlarından geçmiyor maalesef :(

         Biliyorum çok ayrıntılı yazıyorum ama bizim yaptığımız hataları yapmayın diye :) Yoksa şehir güzel, yemekler güzel, girdiğiniz ortamın huzuru güzel.. neden fazla fazla paralar harcayalım dimi ama :)

         İlk gün arabayla gittik her yere ama birde baktık ki türbeler, semazen gösterisi, elimizdeki yemek yenilecek yerler nerdeyse hep aynı mekanda toplanmış ve oraya da tramvay gidiyor. Yani aracın çok da bir esprisi yok. Tabi Ereğli'yi yada Sille ve Çatalhöyük civarını görmek istemiyorsanız. Biz bir Afyon'a niyetlendik, Konya'dan 2 saat uzaklıkta. ama Konya yollarında her yerde radar olduğu ve nerdeyse ortalama 50 km hızla gidildiği için yok kalsın dedik :)
        Ben Konya yolculuğum öncesinde tesadüfi olarak Elif Şafak'ın 'Aşk' ve Ahmet Ümit'in 'Bab-ı Esrar' kitaplarını okuduğum için çok merak ederek çıktım bu yola.. Özellikle Şems Tebriz'inin türbesini..
         Cmt günü önce Mevlana türbesini gezdik (girişte bilet alıyorsunuz ama ücretsiz) sonrasında semazen gösterilerini sorduk bize internetten bilet alabileceğimizi söylediler.  ( http://konyakultur.gov.tr/  ) Girdik baktık, bir gündüz 2 de, birde gece var ama gecedekinde yer kalmamıştı. gündüz olanından alalım dedik, birde baktık ki sadece üst kısımlarda yer kalmış onunda bileti kişi başı 30 TL. Neyse dedik izleyeceğimiz yerden alırız zaten güzel yerlerde yer kalmamış.

Tarihi Tiritçi Mithat - Tirit Kebabı
 Hadi yemek yiyelim daha 2 ye çok var dedik ve listemizde bize en yakın olan yerleri navigasyonla arattık. Yani Mevlana Türbesine en yakın yerlere.. ve sonra fark ettik aslında çoğu gidilmesi gereken yerler o bölgede. Mevlana Caddesinde. Önce Tiritçi Mithat'a gittik (4 gibi elindeki etler bitince kapanıyormuş, haberiniz ola :) ) ve Tirit Kebabı söyledik (porsiyonu 24 TL) bildiğin İskender'in kuşbaşılı hali dedim eşime ve sonra internetten yorumlara bakınca, kendini İskender sanan kebap yorumunu gördüm :) Bende az gurme değilmişim vesselam, sonradan gurme de olabilir tabi :) Bence sosu filan çok kıvamındaydı ve İskender'den daha lezzetliydi..


Sonra ikinci yakın olan yeri, Ali Baba Fırın'ı gözümüze kestirdik, ki zaten oda yürüme mesafesindeydi ama araya bir aktivite sıkıştırmak istedik ve birde baktık ki Şems in türbesi hemen onun yakınında :) Türbeyi ziyaret ettik ve ben Ahmet Ümit in kitabında okuduğum yerleri aramaya çalıştım, ilk karşısındaki otele baktım çünkü roman kahramanı orada kalıyordu. Neden bilmiyorum ama Şems in türbesinde daha çok etkilendim ve biraz daha uzun kaldım ..


Ali Baba - Fırın Kebabı
Ve sonra... Fırın Kebabı (Ali Baba Fırın Kebabı) Porsiyonu sanırım 14 TL gibi bir şeydi çünkü iki ayran ve 1,5 porsiyona 25 TL verdik. Elle yemeliymişiz, o yüzden istemediğiniz sürece çatal vermiyorlar. Bizde tabi ki hakkını vermek için elle giriştik olaya :) Yanına bir baş soğanla servis ediyorlar.. Bence Konya'nın en lezzetli şeyi buydu. Burası da erken kapanan yerlerden, o yüzden siz siz olun doyasıya yiyin :) Şiddetle tavsiye edilir..

Sonra listemizde etli ekmek mekanları vardı.. Cemo ve Bolu Lokantası.. Cemo'nun en geç kapanan mekan olduğunu söylemişlerdi 9 gibi.. Biraz gözlerimizi ve karnımızı doyurduğumuz için tekrar bir aktiviteye atıldık :)


Semazen Gösterisi
Tabi ki semazen gösterisi için Mevlana Kültür Merkezi'nin yolunu tuttuk. Bulunduğumuz yere 1 km uzaklıkta bir yer ve tramvay da gidiyor. Tabi biz araçla gittik. Ama sonra öğrendik ki, yoğunluktan dolayı gösteriyi Konya Büyükşehir Belediyesi Spor ve Kongre Merkezinde yapacaklarmış. Kültür merkezinden yaklaşık 1 km sonrasında ve yine tramvayın geçtiği güzergahta. Biletimiz yoktu tabi ki.. Kapıda elinde telsiz olan birine sorduk, elindeki bir tomar kağıttan 2 tanesini bize verdi. İnternetten çıktısı alınmış 2 bilet hem de en önlerde! Ne kadar deyince.. Belediyemize dua edin yeter dediler. Şuana kadar hiç alışık olmadığımız bir hizmet olduğu için çok şaşırdık ve de sevindik :) İyi ki bileti almamışız dedik ve o huzurlu semazen gösterisini izledik..


Cemo - Etli Ekmek
Ve tabi ki sonra yine yemek, yaşasın yemek yemek :) Sırada Etli Ekmek vardı, öyle ya, Konya'ya kadar gitmişsin etli ekmek yemeden dönersen döverler :) Elimizde iki yerin adı vardı. Biri Bolu Lokantası, diğeri Cemo.. Bolu Lokantasının kaçta kapandığını bilmediğimiz için ve de bir gün öncesinde aç kaldığımız için riske girmedik ve genel olarak 21:00 e kadar açık olan Cemo ya gittik. Açılışı bamya çorbasıyla (8 TL) yaptık ve ben çok beğendim bamyanın bu şekilde yemeğini, sonrasında Etli Ekmek (12 TL), açık ayran -ki özellikle belirtmeliyim ben ayrana bayıldım- ve sacarası tatlıyla birlikte toplamda 46 TL hesap ödedik. Etli ekmek açıkçası gündüz yediklerimin yanında sönük kaldı, bamya çorbasını daha çok beğendim ve Konya'dan döneceğim günün sabahında da bir porsiyon içip öyle döndüm :)
     O akşam hemen Cemo'nun karşısında olduğunu gördüğümüz Budget ofise arabamızı teslim ettik (toplamda 20 TL'lik yakıt harcamışız :) ) ve tramvay la otele döndük. Oda ne? O saatlerde hatta haftasonu merkez duraklar hariç diğer yerlerde bilet alacak yer yok. Güvenlikçiye sorduk nerden alabiliriz diye. Ne dese beğenirsiniz? Siz kalkıp uzaklardan gelmişsiniz şehrimize, biz sizden para mı alacağız. Belediyemize dua edin yeter dedi :) ve ertesi gün yani pazar sabahı yine tramvay durağında aynı durum oldu ve bir ara bağış yaparsınız dediler. Ne ilginç değil mi? Belki de doğal olan şeyler ama o kadar unutmuşuz ki bu davranışları :(
Hamiş: Hımm biz her gittiğimiz yerde bir porsiyon söylüyorduk çünkü niyetimiz hepsini denemekti aynı günde ve de çok erken kapatacakları için çok az zamanımız vardı, yani eritecek çok zaman kalmıyordu. Sonrasında doğru yaptığımızı son gittiğimiz restorandan çıkınca anladık, bu küçük tavsiyem olsun :)




28 Eylül 2015 Pazartesi

Bir annenin seyahatnamesi ...


         Sürekli bir yerlere kaçamak geziler yapıp, sanki hayat her an bitecek de ne kadar yer görsem o kadar iyidir düşüncesinden, hep bir yerlere kaçtım. Kaçtım dediysem ya arkadaşlarımla yada eşimle :) Tek başına gezme fikrine nedense ezelden beri çok sıcak bakamadım çünkü zaten işim gereği çoğu zaman tek başıma bir otel odasında gezip, yine tek başıma bir restoranda yemek yiyordum..


         Gezdim, tozdum, gördüm da gel gelelim oturup bir yere not almaya gelince o olayı bir türlü oturtamadım. Ta ki, bir arkadaşım birgün "Ya siz Budapeşte de hangi otelde kalmıştınız?" bir diğerinin "Viyana da yediğiniz shinitzel cinin adı neydi?" sorularını duyana kadar. Sonra dedim ki kendi kendime, Deniz tamam sen görsel hafızana güveniyorsun ama gittiğin yerler artık Türkiye ile sınırlı değil ve senin artık bunları not etmen gerekiyor. Üstüne üstlük artık birde çocuğun var hafızan eskisi kadar iyi değil :)


      Sonra bir defter oluşturmaya başladım özene bezene ama ona da yazmak zaman istiyor.. Oysa ki benim çalışmak, kızımla ilgilenmek, yemek yapmak ve gezmek dışında çok az zamanım kalıyor ve o zamanda da açıkçası kafamdakileri yazmak yerine, yeni şeyler okumak istediğim için kitap okumaya çalışıyorum..


         Sonra bir iki arkadaşım deftere yazacağına blog oluştursana dedi. Hem sen gezilere gitmeden önce okuyorsun, başkaları da senin yazdıklarını okusun dedi. Aslında mantıklı ama beceremem filan dedim.. Sonra düşündüm de günümün yarısından fazlası bilgisayar önünde geçiyor. Aslında neden olmasın?


         Şimdi buradayım! Eski gezilerimden ne kadar hatırlarım bilmiyorum ama resimlerine bakınca belki bana (otel isimleri olmasa da) bir şeyler anımsatır.


         Bu arada evliyim ve çocukluyum :) ama Allah bana (şükürler olsun ki) kafama göre bir eş ve bir kız verdiği için, kızım 2 aylık olduğundan beri benimle her yere geliyor. Bildiğiniz çanta misali her yere taşıdık onuda :) Şöyle diyebilirim ki; şuan 2 yaşında ama 10'a yakın ülkeyi bir o kadar da Türkiye deki şehirleri gördü. İşim gereği de çok seyahat eden biriyim ve bütün bunlar beni gezmekten soğutmadı evet ama eskiden sadece kendim için hazırladığım bavulu şimdi 3 kişi için hazırlamak açıkçası beni strese sokuyor :( Diyebilirim ki gezmenin benim üzerimdeki tek negatif etkisi :(


Başlayalım bakalım :)
Deniz



23 Eylül 2015 Çarşamba

Yunanistan - Thassos

       
Cennetten bir köşe, Thassos Adası..

           Yunanistan'ı hem çok severdim gitmediğim halde.. Ama Yunanistan ve İtalya'nın her yerinin görülmesi gerektiğini düşündüğüm için adım adım gezmek istedim yani arabayla.. Bu sebepten ötürü listede biraz sonlarda kaldı ama olsun ilk adımı attık bu Kurban Bayramı tatilinde..

           Lise arkadaşlarımla Mardin gezimizden sonra ikinci gezimizi planladık. Üstelik ikimizinde 2 şer yaşlarında birer çocuğu var. Arabayla toplamda (çocuklarla) 6 kişi olarak yola çıktık. Şimdiden söyleyeyim çocuklara tabiki araba koltuğu alamadık yanımıza ama Gümrük memurunun arabada sandwich gibi sıkışmışsınız demesi dışında :) karşımıza olumsuz bir şey çıkmadı. Oda sadece 6 pasaportu eline verdiğimizde, araba 5 kişilik ama siz 6 kişi binmişsiniz dedi. Oysa ki o çocukların kapladığı alanı söylememe gerek yok sanırım..




Yunanistana girdikten sonra sanırım 40 km sonra Feribotların kalktığı iskeleye gittik. Saatinde kalkıyorlar, feribot boş olsa bile. Bizim şansımıza gidişte de, dönüşte de biz biner binmez kalktı feribot. Önceki araştırmalarımızdan martılar konusunda tecrübeliydik ve hemen onlara birşeyler vermek için üst kata çıktık.. Onlarda oldukça tecrübeli olacak ki, nerdeyse direkt elimizden yiyorlardı :) İlk defa bir martıya bu kadar yakın durdum diyebilirim :)



Feribot yolculuğu toplamda 45 dk sürüyor ve oldukça keyifli.. Özel araç ve içindeki 4 yetişkin için toplamda 30 Euro verdik. Hıı bu arada benzin fiyatı lt. 1,45 euro filandı. Yani ucuz filan değil, o nedenle burada da arabanızı doldurabilirsiniz.








        İlk gün otelimizin sahibinin önerisi üzerine Türkçe bilen bir adamın çalıştırdığı restourantta yedik. Karides kesinlikle bizim alışık olduğumuz türden değildi. Hangisi daha güzel ve daha doğru tartışılır ama sanki ben belki de damak tadımın verdiği alışkanlıktan olacak ki, tereyağlı karidesimizi tercih ederim.. Fiyatlar çok da ucuz değil,deniz ürünlerinde. Yani hepsinin porsiyonu ortalama 10 euro, evet porsiyonları çok büyük ama TL ye göre hesaplamak gerekirse 35 TL ye geliyor tabağı.. Kalamar da sossuz ve kalamarın kolu kafası herşeyiyle servis yapıyorlar. Karides i de, ızgara ve domates soslu (tamamen menemene benziyen bir tat) olarak kabuklarıyla birlikte servis yapıyorlar. Eşim uzo yerine Yeni rakı içmek istedi, ee tabi ki o biraz daha pahalı. Biz oranın birası yerine Alman birası tercih ettik ve bu sofraya toplamda 90 Euro para baydık :) Aaa unutmadan bir porsiyon da sardalyalarından istedik ama çok da sevemedik, kimbilir belki de mevsimi olmamasından.. Bir Avrupa şehrine kıyasla kesinlikle uygun ama tabi TL ye çevirince biraz fazla gelmiş olabilir..



     Direkt denize girdiğimiz mekanda olduğu için, çocuklar kumsalda oynamaktan sofrada oturmadılar. Kumsalı gerçekten harikaydı, oralara da geleceğim :)




Otelimizi yada pansiyon mu desek? Booking.com üzerinden ayarladık ve oldukça ucuz oldu. Hemde Kurban bayramı olduğu halde. Tabiki bayram sadece bize ama biliyoruz ki, Türklerin de en çok kaçtıkları yer Yunanistan adaları.. Ama komşumuz bu fırsatı kötüye kullanmamış..




Pansiyonumuz Golden Beach a yakındı ve öncesinde okumuştuk ki burada ki 3 güzel plajdan biri burası.. İki katlı bir evin üst katında kaldık 4 yetişkin olarak. Toplamda 3 gece için 120 Euro verdik. Yani aile başına 60 euro, geceliği 20 Euro ya geldi.. Pansiyonların çoğunda çocukları düşünmüşler ve bahçesine oyun alanları yapmışlar. Ayrıca bizimkinde ücretsiz kullanılabilen bisikletler de vardı.. Vede balkonundan hem deniz, hemde güzel dağlar görüyordu..


           Gelelim plajına.. Biz asıl bahsedilen Golden Plajına girmedik, otelimize yakın olan ve yemek yediğimiz yerdeki denize girelim istedik ilk gün için.. Sonrasında plajları turlarız diye düşündük. İyi ki de öyle yapmışız çünkü en güzel plaj (çocuklu aileler için) kesinlikle burasıydı. Bu alanda Golden Beach in bir uzantısı olarak geçiyor ama bizce daha güzeli. Ertesi gün diğerlerini görünce bu kanıya vardık ve 3 gün boyunca aynı yerde denize girdik. Deniz ve kumsal tamamen kumdan oluşuyor ve çok ince bir kum. Yani gerçekten altın gibi.. Deniz de çok sığ olduğu için çocukları kendi başına bile bırakabiliyorduk...




                              Onların denizde de, kumsalda da keyifleri gayet yerindeydi :)


İkinci gün yemeğimizi farklı bir yerde yemek için mekan aramaya başladık. Yine deniz kenarlarındaki yerlerde yedik. Captain adlı bir mekanı seçtik 2. ve 3. günü.. Çünkü hem en kalabalık burasıydı, hem Türkçe menüsü vardı hemde Balık çorbası her yerde bulunmuyor (örneğin önceki günkü mekanda yoktu) ama burda hergün vardı ve bizde 2 gün de içtik doya doya :) Yarımşar porsiyon söyledik çünkü gerçekten porsiyonları çok büyük.. Sanırım yarım porsiyonu 6 Euro gibi birşeydi.. Kalamar, karides fiyatları aynıydıı..

Şezlonglara para verilmiyor. Sahil boyunca büfe, restourant ve cafe ler var ve bu şezlonglar onlara ait. Gün içinde zaten birşeyler yeme, içme ihtiyacınız oluyor. Hangisinden alırsanız onların şemsiye ve şezlonglarını ücretsiz tüm gün kullanabiliyorsunuz. Biz mesela gün aralarında Yunan döneri yiyip, Yunan biraları içip, Frappe lerini tadıyorduk. Yunan döneri 2,70 Euro ydu ve oldukça doyurucuydu. Biralar markette 1,30 Euro ama sahilde 3 euro civarı. Frappe de sanırım 6 Euro gibi birşeydi.. Fiyatlar dediğim gibi Avrupa şehirlerine kıyasla oldukça uygundu.. Magnet in bir Avrupa ülkesinde ilk defa 1,5 Euro olduğunu gördüm diyebilirim :) Örneğin Norveç te 45 Kron a almıştım yani 15 TL filana denk geliyor :)

5 Eylül 2015 Cumartesi

Norveç - Bergen



Bergen...Norveç'in en önemli turistik merkezlerinden biri.. Aynı zamanda balık ticaretinin en önemli limanlarından biri olarak geçiyor. Bergen;  fiyortlerin görülebileceği, somon balığının ve diğer deniz mahsullerinin tüketilebileceği, meşhur Hansa Evleri'nin diyarı.. ve en önnemlisi Dünya'nın en mutlu şehirlerinden biri.. Nicedir merak etmiştim bu insanlar neden bu kadar mutlu diye? Gidip bu sorunun cevabını bulmaya çalıştım :)






Bergen evleri (Hansa evleri)


Sokaklarından sadece biri..
Vikinglerin yaşadığı en son yer olarak bilinen Bergen (Bryggen), 1979 yılında Unesco tarafından 'Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girerek koruma altına alınmış. 1070 yılında Kral Olav Kyree Bergen balık ticaretini başlatmış. Alman tüccarların kurdukları ve kendi adını verdikleri 'Hansa Evleri', Bergen şehrinin simgelerinden biridir. 1702 yılında çıkan büyük bir yangından sonra o evlerden geriye pek bir şey kalmamış fakat sonrasında aynı mimarisiyle tekrar inşa edilmiş. Fakat o yıldan sonra o bölgeye ahşap ev yapmak yasaklanmış. Yani Bergen şehrinde görüp görebileceğiniz tek ahşap ev, bu Hansa Evleri.. Kimbilir belki de bu yüzden bu kadar özeller.. Bergen, 7 dağın arasında kalan şehir demekmiş.. Gerçekten de etrafımız dağlarla çevriliydi ve bu dağ eteklerinde çok güzel evler vardı. Ama evler inanılmaz pahalı.. Unesco koruması altında olduğu için yeni yapıların yapılmasına pek izin verilmiyor.. Bu nedenle eldeki evler resmen trilyonluk. Hemde 60-70 m2 evler bu fiyata.. Kaldığımız arkadaşlar 70m2 eve 15.000 kron kira veriyorlardı yani 5.000 TL. Ve bu evlerin satın alınmasını düşününce 3 milyon krondan başlıyor (1 trilyon) ne rakamlar değil mi.. Ana evleri ve sokakları tek kelimeyle harika..


Yine bir Pegasus kampanyasında Oslo uçuşuna bilet almıştım ama Bergen'e nasıl giderim diye hiç düşünmemiştim.. Zamanı gelince bakarım dedim. Oslo - Bergen arası tren yolculuğunu Dünya'nın en güzel tren yolculuklarından biri olduğunu okumuştum ama 7-8 saat sürdüğünü duyunca 2 yaşındaki kızımı bu trende nasıl zaptederim diye düşüne düşüne bir hal oldum :(  ama kararlıydım o tren yolculuğunu deneyecektim..



Sonunda Norwegian havayollarından Bergen - Oslo dönüşüne uçak bileti aldım, Oslo- Bergen arasına Bergen Railway ı tercih ettik ve yaklaşık 300 TL ye (uçak da hemen hemen aynı 2 yetişkin + 1 çocuk) Fakat tren bileti alırken birde ne göreyim, aile kompartımanını seçince çocuklar için oyun koçları eşliğinde oyun alanı.. Allahım boşuna kafayı yemişim.. kızım hiç sıkılmadı ki, tv bile vardı. Yabancı dil olsada.. Çay, kahve, latte nin de makineden ücretsiz ve sınırsız olarak alındığını eklemek isterim. Yani aslında kesinlikle denenmesi gereken bir yolculuk deneyimi, çocuklu bile :) Biz oradaki arkadaşımla ne hesaplamalar, matrisler yaptık hiç girmiyorum o konulara.. Trende başımıza gelen olaydan da bahsetmeyeceğim çünkü siz karşılaşmıyacaksınızdır yüksek ihtimal.



Panaromik fiyort görüntüsü

Norveç e giderken kafamda açıkçası bol bol somon yemek ve fiyort (fiyord) turu yapmak vardı.. Hıı bide işte o tren yolculuğu.. ilkini yaptım yapmasına ama fiyört turlarına bakınca açıkçası moralim bozulmuştu. Çünkü TR de bununla ilgili sayfalara bakınca bayağı yüksek rakamlar çıkmıştı karşıma ama ya 3 günlük yada sabahdan akşama kadar.. Ben bu şekilde de istemiyordum çünkü 2 yaşındaki kızımı bu kadar süre (tren yolculuğunda düşündüğüm gibi) zaptetmem mümkün değildi..Ama sağolsun Norveç deki arkadaşım bunu da önceden düşünmüş ve bizim yerimize planlamayı bile yapmıştı :) Bileti internetten aldık (tam hatırlamıyorum ama sanırım 1000 Kron = 300 TL gibi birşey) 3 saatlik kısa bir tur ama bence yeterli.. en azından şimdilik. Ayrıca iskele hemen Bergen merkez de ve sanırım oradan da bilet alınabiliyor.. (Hayatta yapmak istediğim ilk 10 şeyin arasında olan fiyört turunu evliliğimin 3. yıldönümünde yapmış olmak da bana ayrı mutluluk vermişti, onu da belirtmek isterim :) ) Eklediğim resimlerden picassa nın hazırladığı bu kısa video yu izliyebilirsiniz.. https://goo.gl/photos/XaJDmbLvNJrW4GdE8


Bryggen bölgesindeki kafelerden biri, Baker Brun
Hansa Evleri'nin olduğu bölge Bryggen bölgesi olarak geçiyor ve burada çok şirin kafeler var.. Biz arkadaşlarımızın genellikle tercih ettiği Baker Brun a gidip, sıcak birşeyler yudumladık ve Bergen şehrinin güzelliğini seyrettik..

Baker Brun
       
   

Yine Bergen merkezde bulunan (ki herşey aynı bölgede) hayatımda gördüğüm en güzel Starbuks binası sanırım buradaydı. Baksanıza binanın güzelliğine. Alt katı EGON restourantı, orada da deniz ürünleriyle dolu yemeğimizi yedik tabiki de.. (Fiyatlarının yüksek olduğunu bilmem söylememe gerek var mı? :) Hatırladığım kadarıyla bir porsiyonu 300 Kron civarıydı yani 100 TL
Starbuks binası
Tabaktakiler Deniz mahsüllerinden oluşan yiyeceklerden oluşuyor...











Bergen i gezmeye devam ediyoruz.. Bergen den yol boyu yürümeye devam edince çok yeşillikli ve güzel mimari de bir kale görüyoruz. Burası Bergenhus Festning (Bergen Kalesi) olarak geçiyor. Bazen yanında festivaller oluyormuş. Bizim oralarda olduğumuz zaman bira festivali varmış ama çok erken saatte toplanıyormuş, biz gittiğimizde kaldırılıyordu :( Bu deneyimi yaşayamamış olduk ama sizler giderseniz aklınızda bulunsun :) Bu bölgede çok güzel resimler çekebilirsiniz, walla biz bu temiz yeşilliğin tadını bol bol çıkardık :)







Hansa Evlerinin arasında ağaçtan yapılmış balık figürü
 Bryggen bölgesindeki Hansa Evlerinin arasında gezindiğinizde çok şirin bir cafeyle karşılaşacaksınız. Burası bu bölgenin simgelerinden biri sanırım :) Gitmeden önce araştırdığımda bu cafeyle ilgili bir sürü resim görmüştüm, ee birde benden olsun :) Ayrıca bu evlerinde arasında birçok hediyelik eşya satan yerler var. Biz burada geyik figürlü birkaç şey satın aldık. Bu sokaklar bence kesinlikle gezilmeli..
 tabi ki de geyik boynuzları :)
 



 

Kocaman kocaman yengeçler :)
 Meşhur Balık Pazarına tabi ki de gittik ve Balık Çorbası ve Balina etinin tadına baktık. Balina etini çok tutmadım ama Balık Çorbası güzeldi. Bol bol deniz canlılarının gerçekten canlı hallerinin resimlerini fotoğrafladık ama gerçekten çok pahalıydı burada her şey. Pazarın biraz gerisinde büyük bir han gibi bir şey var.. aslına bakarsan kapalı ve sabit bir balık pazarı gibi. Burada da oturup istediğiniz şeyi pişirtip yiyebiliyorsunuz. Burası kısmen daha uygun o açık alana göre. Ama biz dönmeden önce TR ye getireceğimiz somonu marketten aldık, onu belirteyim :) Çünkü en uygun yer market ama burada da taze balık bulabiliyorsunuz. Karides, kalamar bol bol var ve de çok uygun ama onları o kadar yol getirmekle uğraşamazdık :) Somonumu ve büyük hamburger etlerinden aldık biz :)


Barcelona daki Paella gibi birşeydi

Bergen Üniversitesi'nin olduğu bölge çok güzel.. bir saat kulesi göreceksiniz, mutlaka çıkın ve önünde Bergen şehrini yukarıdan izleyin.. Bergen de tepeler çok olduğu için kuş bakışı yapacağınız çok yer olacak ama burayı da görmekte fayda var :)
 
Bergen de en ucuz şeylerden biri süttü :) Eee yeşil alan çok olunca, o büyükbaşlardan çıkan sütler de ucuza satılıyor sanırım :) Kızım sürekli yarım lt lik (hatta bazen lt lik) sütlerle dolaşıyordu :)
 

 

Parkta ufak birde göl vardı..
Bir başka günde çok güzel bir parka gittik. Bergen merkezde kalınca toplu taşımaya hiç ihtiyacınız olmuyor. Sadece bu parka gelebilmek için tramway a bindik. Bileti internetten de alabiliyorsunuz, sanırım aldığınız bileti 1 saat içinde birden fazla kez kullanabiliyorsunuz. Yanlış hatırlamıyorsam?? 15 Kron gibi bir şeydi tek kişi.. 3 kron = 1 tl olarak hesap yapabilirsiniz. Burası gerçekten çok güzel bir parktı.. 
 

 
Park daki yeşilin bile ayrı bir tonu vardı..
 Bir haftalık Norveç yolculuğumuzda, hem de Eylül ayında hem de hava durumunda sürekli yağmur gösterdiği halde bir kere bile yağmur yağmamasını ve güneşimizin hiç eksik olmadığını belirtmek isterim. Yıldönümümüz sebebiyle her yıl aynı tarihte böyle seyahatlerimiz oluyor ve hakkını yemeyelim 8 günlük Almanya gezimizde de, hiç yağmuru eksik olmayan yere hep güneş açmıştı :) Güneşimizi yanımızda götürüyoruz sanırım :P
 
tabiki güneşin tadını çıkardık :)
 

 

Bergen de geceleri şehir ayrı bir güzel..

Floyen tepesinden..
Floyen Tepesi.. Bir başka yolculuğumuzda Bergen'i 7 dağından birinin tepesinde seyretmeye gittik.. Bence en güzel yerlerden biriydi vede güzel kareler çekmeniz için harika bir alan.. Finikülerle çıkabiliyorsunuz, yaklaşık 5 dakika sürüyor ve oldukça keyifli bir yolculuk. Bu gezintimizle ilgili picassa resimlerinden bizim için oluşturduğu kısacık bir video var, dilerseniz izleyebilirsiniz.   https://goo.gl/photos/RXYLECLZ9c7gLGXt7 


Dönüş yolunda dağ yolunu kullanarak yürüyüş yapabilirsiniz ki bence yapmalısınız da.. Zaten spor yapan Norveç halkını bu dağ yolunda bol bol göreceksiniz. Zaten sporu çok önemsediklerini öğrendik. Bizler gibi boş zamanlarında spor yapmak yerine, spordan arta kalan zamanlarda planlar yapıyorlarmış. Gittiğim yerler arasında en çok spor ayakkabı kullanan insanları burada gördüm diyebilirim. Ve de sanki nike bu şehire sponsor olmuş gibi bir izlenim edindim :)


Dileğimi de diledim :)
Hamiş : Dileğimi diledim.. en son böyle bir dilek kuyusu Karlovy Vary de vardı ve balayında olduğum halde çocuklarım olması yönünde dilek dilemiştim ve 1 ay sonra filan hamile kalmıştım. Dileğimin evrene bu kadar çabuk gidebileceğini düşünmemiştim :) Bence sizde bu şehirlerde bu hakkınızı kullanın :)


            
Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere..

14 Şubat 2015 Cumartesi

Mardin


             Mardin ... Tarihin en eski yerlerinden, Mezopotamya yın başladığı, bir çok kültürün yıllarca iç içe kardeşce yaşadığı yer, Mardin hep en merak ettiğim şehirlerden biri olmuştur. Sonunda pegasus un bir kampanyasıyla bu merakımı da gidermiştim. Hatta yıllardır, sen ne güzel geziyorsun diyip hiç cesaret edemeyen arkadaşımı da peşime takmıştım :) Üstelik 1,5-2 yaşlarında çocuklarımızla, üstelik Şubat ayında sevgililer günü haftasında :)




             Tabi ki ben alışkınım Eylül'ü karda kışta gezdirmeye ama o zamana kadar gezi planlarımda hiç kızıma göre plan yapmadığımı idrak etmemiştim. Ama o gezide arkadaşım, tuttuğun oda ya soğuksa, ya çocuklar üşürse diyene kadar. Oysa ki bana göre Mardin'e gidilecekse tabi ki oranın taş evinde kalınacaktır. Orda normal bir otelde kalmayı hiç düşünmedim bile ama arkadaşım kaldı. Ordaki Hilton otelinde kaldı ve fiyatı da gayet uygundu, otel de gayet konforluydu. Bizde aynı fiyata oraların taş konak evlerinden birinde kaldık ve bence de bizim kaldığımız yerde harika bir güzelliğe sahipti. Evet soğuktu ama Eylül'ü sıcak giydirdim ve kataratik sobasını yaktık. Kızımı hasta yapmadan, sağ salim getirdik :) Otelin adı Antik Tatlıdede Konağı'ydı. 2 gece için 240 TL verdik. Hiltona da 2 gece için 360 TL verdiler. Sanırım 4 yıldızlıydı Hilton. Ama aslında aklımda Maridin ve Kasrı Newroz otelleri kaldı. Sonraki gidişlerimde bu otellerden birinde kalmak isterim. Yerini ve mekanı da gördük, gayet güzeldi.

                                 Kaldığımız taş evin avlusunda, kahvelerimizi yudumlarken...


              Mardin de ne yenir denince ilk akla gelen tabiki kaburga dolması..Yöresel yemeği.. İlk gün yemeğimizi daha önce bloglar dan okuduğumuz ve metini çok duyduğumuz Ceras Mutfak Konağı'nda  yedik. Mardin Merkez de yer alıyor bu mekan..Tabiki Kaburga Dolması nı deneyerek başladık ve gerçekten muhteşemdi !!!

Kaburga dolmasının ilk hali :)

             Kaburga dolması en az 4 kişilik oluyormuş. Bizde o şekilde istedik. Fiyatı 120 TL ydi. İlk başta bize çok geldi ama gerçekten tıka basa doyduk vede çok keyif aldık. Diyebilirim ki, hala bile aklımızda kalan tek tat..

Burada da parçalanıp yemeğe hazır hali :)

                 Yanında birde meze tabağı vardı ve oda kesinlikle denenmeli. Onu iki kişilik söyledik ama onuda bitiremedik. Bunun fiyatı 30 TL ydi.

Birbirinden çeşit mezeler sunumu bu şekildeydi..


O kadar güzeldi ki, biz (4 kişi) artık tıka basa doyduğumuz halde kızım sofranın başından kalkamadı :)



           
 Tatlı için başka birgün Bagdadi Restouranta gittik. Burası biraz daha pahalı ve lüks biryer. Zaten yemek yemek istiyorsanız önceden rezervasyon istiyorlar. Biz sadece Kiteçte kabak tatlısını ve tahinli çıtır kabak tatlısını söyledik. İkisi de benim damak zevkime hiç uymuyordu ama tabiki denemeniz gerekir. Ben sonrasında söylediğimiz sütlaç dan biraz tattım da, ağzımın tadı güzelleşti :)



             Mardinin yakınlarında bulunan Hasankeyf e gittik. Yolbulan Cafe de Dibek Kahvesini içtik. ve sonrasında Mardin'in çeşilki yerlerinde bu kahveyi tattık ama en güzelinin burada içtiğimiz kahve olduğu kanısına vardık. Yani dönerken kahve almaya niyetiniz varsa, buradakini öneririm. Birkaç karışımdan oluştuğu için herkes kendine göre yorumlamış bu kahveyi ama en güzel karışım bence buydu..





Mardin Merkeze 20 km uzaklıkta Dara Harabeleri var. Oraya da gidilebilir. Bence görülmesi gerekiyor. Giriş ücretsiz. M.Ö. ne ait mezarlıklar ve Yerebatan Sarnıcı'ndaki gibi su sarnıçları var. Persler bu mezarlıkları inşa ederken tekrar dirileceklerine inandıkları için, sevdikleri eşyalarla kendilerini gömmüşler.





             Mezarlıklar ailece olabildiği gibi tek başına olan da var. Mezarlığın başındaki heykellerde ölüm ve yaşamı temsil ettiğine inanılan küçük simgeler var. Yaşam için Meryem Ana ve Noel Ağaç Simgesi varmış mesela.. Tabiki bize oradaki gencin anlattığı bu şekilde..




            Midyat merkezde Gülüşke Hanı diye bir mekan var ama kış olduğu için çoğu dükkan kapalıydı. Bizde yine merkezde bulunan Çağdaş diye bir yerde yedik, sıradan bir yerdi sırf kalabalık olduğu için girdik ama etleri lezzetliydi. 4 kişi için toplamda 60 TL verdik.

           Mardin Merkez de Yusuf Usta diye biryer var. Onun metini de daha öncesinden duyduğumuz için özellikle gittik. Salaş bir mekan ama bence fırsat buldukça gidip yiyin, sarmısaklı acılı adanası çok lezzetliydi. 2 kişi 35 TL verdik (salata ve ayran dahil) Mezopotamya Çay Bahçesi'nin hemen yanında. Sonrada o çay bahçesinde Mezopotamya yı seyrelleyip bir çay yudumlayabilirsiniz. Çok kalabalık ama olsun çok güzel manzarası olan bir mekan..


         
       


Son olarak Sabancı Müzesi'ne gittik. Mardin Müzesi de merkezdeydi. Bizim çok zamanımız olmadığı için birini seçmek zorunda kaldık. Sabancı Müzesi'nde Bal Mumu heykelleriyle Mardin tarihini ve kültürünü anlatıyor.




Gidemediğimiz Mardin Müzesi'nde de Dara Harabelerinden çıkardıkları kalıntıları sergiliyorlarmış. Onların bir kısmı da Arkeoloji Müzelerine gidiyormuş.

             Ayrıca birde Kasımiye Medresesi varmış. Orayı da artık bir sonraki gidişimizde.. 700 yıllık bir tarihe sahip ve çok güzel bir mimarişi varmış. Oda merkezde..

             Birde bizim yiyemediğimiz ama sadece Ramazan ayında çıkan bir tatlı varmış. 'Kahiyat', bunu merak ettik ama deneyemedik malesef. Bizde dönerken yolda Sadık Künefe nin Künefesinden aldık, onlarda çok meşhurmuş. Yedik, lezzetliydi gerçekten.

           Bir haftasonu kaçamağı yaptığımız gezimiz, 2 çocukla bence olabilecek en verimli haliyle geçti. Mardin gerçekten çok güzel bir şehir, görülmeye değer..